Lugano’da gezilecek yerler hakkındaki yazının devamı olan bu bölümde şehirle ilgili biraz daha detaylı tavsiyeler vermeye çalışacağım. Fotoğraflardan da gördüğünüz gibi Lugano doğası, tarihi dokusu ve her mevsim sunduğu farklı turistik aktiviteleriyle benzersiz güzellikte bir Avrupa şehri. Tabii tüm bu güzelliklerden bahsederken nerede kalacağınıza değinmeden olmaz. Muhtemelen internetten araştırma yapmış ve İsviçre otellerinin pahalılığı karşısında bir kez daha şaşırmışsınızdır ama elbette ki bu pahalı ve lüks otellerin alternatifi yok değil. Birincisi, diğer Avrupa ülkelerindeki gibi çok yaygın olmasa da her şehirde birkaç tane hostel var ve önceden rezervasyon yaptırmanız şartıyla buralarda kolaylıkla yer bulabilirsiniz. Bed and breakfast konaklamanız halinde bile bir şikâyetiniz olacağını zannetmiyorum.
Daha önce de değindiğim hayat pahalılığı konusuna çözüm olarak da şehirde bulunan 4 süpermarketten (evet sadece 4 tane var) Manor (en pahalısı), Coop, Migros ve Denner’den (en ucuzu) mutfak alışverişinizi yapabilirsiniz. Bu noktada söylemem gereken ilk şey, süpermarketlerin ve bankaların diğer Avrupa şehirlerinde olduğu gibi çok erken kapanması insanları çok düzenli yaşamaya teşvik ediyor. İsviçreliler bu yüzden cumartesi günlerini ev alışverişine ciddi zaman ayırarak geçiriyorlar ve haftalık alışverişlerini tamamlamaya çalışıyorlar. Siz de en geç akşamüstü 6 civarında gerekli alışverişinizi yapmış olmaya çalışın.
Ara sıra dışarıda yemek yemek gerekir, ne de olsa tatildeyiz, derseniz Manor’un restoranında 15 CHF karşılığında gayet doyurucu bir öğün geçirebilir, Burger King ya da McDonalds gibi Amerikan fast-food zincirlerinde karnınızı doyurabilirsiniz. (17 CHF)

İsviçre sokaklarını yürürken dikkatinizi çekecek diğer bir konu da buranın yerlileri. Evet, kabul edilmelidir ki, İsviçreliler diğer Avrupa ülkelerine oranla daha mesafeli ve daha milliyetçi insanlar ve siz de fazla soğuk olduklarını düşünebilirsiniz ama bu tutumları onların arasına karışıp sohbet ettiğinizde, yerini sımsıcak dostluklara bırakıyor. Özellikle yaşlı nüfusun çoğunlukta olduğunu göz önünde bulundurduğunuzda ve yabancı ülke vatandaşlarının İsviçre’ye sadece yüksek maaşlardan faydalanmak için gelip, Fransa, Almanya ya da İtalya sınırında ev kiraladıklarını düşündüğünüzde, bu insanların “kullanılmış” hissetmelerini bir nebze anlayabilirsiniz. Buna ek olarak, rastlantı mıdır değil midir bilinemeyen, ama zaten az olan suç oranlarının neredeyse tümüne yakınının oturma izni olan göçmenlerden kaynaklanması da İsviçrelilerin yabancılara karşı mesafeli duruşunun bir başka sebebi.
Yılın her dönemi başta Arap ve Ruslar olmak üzere her milletten binlerce turiste ev sahipliği yapsa da nüfusunun yarıdan fazlasını İtalyan kökenli vatandaşlar oluşturuyor. Ama İtalya’dansa İsviçre’ye ait olma fikrini daha seviyor olmalılar ki kendilerine İtalyan / Alman / Fransız kantonunda yaşayan İsviçreli denilmesini istiyorlar. Bu kadar farklı kültüre sahip insanların yüzyıllardır huzur içinde yaşayıp, ülkelerine bu kadar bağlı olmaları kesinlikle takdir edilesi. Sokaklara, mağaza vitrinlerine ve hatta evlerinin camlarına astıkları İsviçre bayrağıyla ciddi anlamda gurur duyuyorlar.
Buraya kadar Lugano’nun daha çok tabloları andıran manzaralarına, lezzetli İtalyan mutfağına ve huzur dolu yaşamına değinsem de elbette şehir bize bundan çok daha fazlasını sunuyor. İsviçreliler genelde sakin insanlar olsalar da Luganolular İtalyan kültürüne yakınlıkları yüzünden gece hayatını fazlasıyla seviyorlar. Casino binasının terasında bulunan Se7en’a uğrayıp bir şeyler içmenizi mutlaka öneririm. Casino demişken, öğlen saat 12’deki açılışından, sabahın ilk saatlerindeki kapanışına kadar, hiç boş kalmadığını ve içindeki barda çok ekonomik bir şekilde, oyun oynamanız gerekmeden, bir şeyler içebileceğinizi söyleyeyim.
İsviçre bizim için daha çok kış tatiliyle beraber anılsa da, havalar ısınır ısınmaz bütün İsviçrelilerin akınına uğrayan şehrin en büyük göl plajı ”Lido di Lugano”ya (giriş 11 CHF) gidip keyifli bir gün geçirebilirsiniz. Yazları 40 dereceye kadar çıkabilen Lugano’nun hava durumu beni çok şaşırtmıştı açıkçası. Her neyse, ne kadar temiz olduğuna inanamayacağınız gölde yüzebilir, oldukça geniş olan kumsalında güneşlenebilir, kafesinde yemek yiyebilirsiniz.

Lugano ilkbahar ve yaz mevsimlerinde günübirlik seyahat için fazlasıyla geniş bir lokasyon yelpazesi sunuyor. Yazımın başında bahsettiğim ARL otobüsleriyle şehir dışındaki banliyö kasabalarından Morcote’ye ve Gandria’ya uğramanızı mutlaka tavsiye ederim. Lugano Gölü’nün etrafında konuşlanan bu küçük kasabalarda yerel Ticino şaraplarının tadına bakabilir, antikacı ya da ikinci el eşya satan dükkânlardan alışveriş yapabilirsiniz. Morcote ve Gandria’da kendinizi zamanda yolculuk yapıyor gibi hissedebilirsiniz çünkü sessizliği ve orijinalliğiyle sanki hep geçmişte kalmış ve oralarda saklanmış izlenimi veriyorlar.
Lugano’ya kadar gelmişken Ticino kantonunun başkenti olan Bellinzona’ya da uğramamak olmaz. Benim gibi oturma izni alma telaşına düşmüş yabancılar için buraya uğramak zaten bir zorunluluk hâlini alıyor, ama siz de yarım günlük bir gezi yaparak buradaki tarihi şatoları ziyaret edebilirsiniz.
Tren istasyonundan saat başı kalkan shuttle’larla, 20 dakika süren bir yolculukla Mendrisio’daki FoxTown adlı outlet alışveriş merkezine gidebilir, Armani, Gucci, Chanel gibi lüks dünya markalarının ürünlerine kendi outlet mağazalarında çok cüzi rakamlar ödeyerek sahip olabilirsiniz.

Haritadan baktığınızda Lugano’nun tam karşısında görünen ve coğrafi olarak İsviçre sınırları içinde kalsa da, iki devlet arasındaki anlaşma gereği İtalyan toprağı sayılan Campione d’Italia bölgesine mutlaka uğramalısınız. Buradaki en hareketli yer hiç şüphesiz kasinosu olsa da kıyı boyunca sıralanan balıkçılarda eşsiz bir akşam yemeği yiyebilir ve geldiğiniz şekilde vapurla karşı kıyıya, Lugano’ya dönebilirsiniz.
Eğer kış seyahati olarak Lugano’ya geldiyseniz ve kayağa ilgi duyuyorsanız, Alp’lerin bu kadar yakınına gelip de herhangi bir kayak merkezine uğramamak olmaz. Bunun için birçok İsviçrelinin de hafta sonu günübirlik seyahatler düzenlediği Andermatt en doğru adres olabilir. Çünkü hem yakınındaki St. Moritz gibi uçuk fiyatlarla baş döndürmüyor hem de arabası olmayanlar için trenle nispeten daha kolay bir ulaşım sağlanabiliyor.
Kurallar ülkesi İsviçre’de trafik cezaları da bir hayli caydırıcı nitelikler taşıyor. Araç kiralamak belki daha az maliyetli olabilir, ama kural ihmali yapma ihtimalinize karşın ben İsviçre seyahatinizde tren kullanmanızı öneririm. Grup olarak seyahat edenler için toplu ulaşım çok ekonomik olmasa da, yol bulma, benzin alma, park yeri bulma gibi dertleriniz olmayacağından trenle seyahat etmek daha avantajlı olacaktır. Eğer yolculuk organizasyonuyla uğraşmak veya araç kiralaryıp trafik cezası yeme riskine girmek istemiyorsanız Lugano'nun da içinde bulunduğu elegant Avrupa turlarına göz atabilirsiniz.

Ülkenin dağlık alanlardan ve şehirlerin dik yokuşlardan oluşması sebebiyle İsviçreliler gündelik hayatlarında bisiklet kullanamıyor; bu sebepten özellikle iş çıkış saatlerinde, diğer Avrupa ülkelerinden farklı olarak ciddi bir trafik sorunuyla karşılaşıyorlar. Tabi bu sorun, alım gücünün yüksek olmasından kaynaklanan araç sayısı fazlalığından da kaynaklanıyor.
Ülkenin kuzey kesimlerine göre daha ılıman bir iklime sahip olan Lugano’da özellikle ana meydanda ve meydana çıkan ara sokaklarda sürekli panayırlar, konserler ve pazarlar kuruluyor. (Şehir merkezinde açık havada ücretsiz kablosuz internetin keyfini doyasıya çıkarın!) Diğer kantonlardan ve özellikle İtalya sınırından hafta sonları bu etkinlikler için şehre gelen turist sayısı bir hayli yüksek.
Dört mevsim farklı bir tat alacağınız, yeşile ve huzura doyacağınız bir tatil için Lugano en doğru adreslerden biri. İsviçre’nin İtalyan kantonunun en büyük şehri olan Lugano’da leziz İtalyan mutfağının, akşamüstü aperitivo’larının, Lugano Gölü’nün, büyüleyici manzaraların ve huzurun tadını çıkarın!
1. Bölüm
https://blog.bavul.com/lugano-isvicre-de-yasam-2/
Comments
Post a Comment