Colombus Amerika’yı keşfederken dünyayı obez yapacak bir keşif yaptığını bilse yapar mıydı acaba?
Şok Şok Şok! Amerika’da kilo alacaksınız diye bir şey yok. Gitmeden önce bazı kem gözlüler, “blog’da sebzeleri ızgaraları paylaşıyorsun Amerika’ya gidince göreceğiz seni!” dediler ve yanıldılar. Önemli olan önceden biraz araştırma yapmanız ve de yemek siparişi verirken iki kere düşünmeniz.
Neyse ki Miami bu konuda çok seçenek sunuyor. İnsanların 365 gün bikini giymeye hazır olmasına bağlıyorum bu durumu. Şahsen benim gittiğim Ocak ayında bile hava 2 gün 30 dereceye ulaştı ve yüzenler vardı. Bu arada Miami’de hava durumu Ocak ayında ortalama 25 derece civarında. Yaz aylarında ise sıcaklık ortalama 30 derece olmasına rağmen bol yağışlı olabiliyor. Ocak ayı pek yağışlı geçmese de akşamları hava serinliyor, bu yüzden yanınızda şort ve tişört ile birlikte pantolon ve ceketi de eksik etmeyin.
O zaman hadi bakalım gezelim, yiyelim, içelim, güzelleşelim ve fit kalalım.
Harekette Bereket Varmış!
I like to Move It, Move it!
Yürümeyi sevdiğim için bol bol yürüyüşlü aktiviteler bulmaya çalışıyorum veya tatillerde sabahları egzersiz yapmaya özen gösteriyorum. O gün çok yoğun bir programım yoksa kahvaltı öncesi 1 saat yürüyüş veya koşu çok keyifli olabiliyor.
Bu sayede o şehrin en güzel parklarını manzaralarını keşfediyor, şehrin yerlilerinin yaşayış biçimlerini gözlemliyorum. En önemlisi gün içerisinde yiyebileceklerim için yer açıp vicdanımı rahatlatıyorum.
Aynı zamanda önceki akşam çok yemiş veya alkol almışsak mükemmel bir dengeleme fırsatı oluyor.
Miami’deki En Güzel Yürüyüş Yerleri
Bayshore Drive’daki Kennedy Park: Miami’nin zenginlerinin yatlarının bulunduğu Marina’dan yürüyüşe başlayıp, ağaçların arasında biraz yürüdükten sonra yemyeşil bir parkura ulaşabilirsiniz.

Yeşil alanda sincaplar arasında koşarken tahta bir yola ulaştım ve karşıma inanılmaz bir manzara çıktı. Manzara ve yol o kadar güzeldi ki koşuma ara verip bir 10 dakika orada durdum sadece. İtiraf ediyorum boş durmadım manzaraya karşı squat ve plank yaptım. 🙂

Miami Beach Golf Club: Miami Beach’te arasına minik göletler serpiştirilmiş yemyeşil Golf Club’un etrafında da güzel bir yürüyüş yapabilirsiniz. Gerçekten hayatımda bu kadar yeşil ve parlak çimler görmemiştim.
South Beach: Bence en güzeli meşhur South Beach kumlarında sahil boyunca yapılan yürüyüş. Uçsuz bucaksız Miami Beach’in beyaz kumları yürüyüş yapmak için mükemmel. Bir tarafınız okyanus öbür tarafınız uzun palmiyeler.

İsterseniz saati 4USD, günlüğü 20USD olan bisikletleri de, bir banka kartı kullanarak, kiralayabilirsiniz. İşiniz bittikten sonra hemen her yerde bulunan bankolara geri bırakıyorsunuz. Tavsiye ederim, çünkü çok keyifli oluyor.

Museum Park: Downtown’da PAAM Müzesinin yanında palmiyelerle çevrili, Miami Beach ve Miami limanına bakan bu park da gerçekten çok güzel.

Bunlar dışında genel olarak tüm sahil şeridi yürüyüşe uygun yeşil alanlarla bezeli. Yani eminim otelinize yakın palmiyeler ve mavilikler arasında yürüyüş alanı bulabilirsiniz.
Güzel Kahvaltı Şart
Yapacağınız şekerli kahvaltı yaklaşık 2 saat sonra enerjinizin hızla düşmesine sebep olacaktır. E tabi tatilde bunu istemeyiz. Daha görecek çok yer var. O yüzden protein dolu ama lezzetli bir kahvaltı şart.
Kahvaltı için gittiğiniz her yerde çok lezzetli omletler, Eggs Florentine’ler bulabilirsiniz.
Chocolate Factory, Cheesecake Factory’de tatlıların yanında çok lezzetli omlet seçenekleri de bulunuyor.
Amerikalılar yumurta konusunda çok başarılı oldukları gibi, meyveli karşımlar (yulaf lapası, donmuş yoğurt, doğal detoks içecekleri vb.) konusunda da çok başarılılar. Yani illa donut’lar, pancake’ler yeniyor diye bir şey yok.
Benim gönlümün efendisi ise Zak The Baker.
Bu arkadaş Miami’de baya ünlü olmuş. Restoranlarda gururla ekmeklerimiz Zak the Baker’dan diyorlar, marketlerde Zak’in köşeleri var. Bu arkadaş aslen fırıncı ama efsane yumurtalar da yapıyor.

Ton balığı fümesi ve yeşillik ile tatlı 2 göz.
Zak Hakkında Kısa Notlar:
Musevi olduğu için Cumartesileri kapalı.
Yine Musevi olduğu için domuz eti kullanılmıyor ürünlerinde.
Pazar günü de 11’den sonra önünde inanılmaz bir kuyruk oluşuyor, geç kalmayın.
Biraz Gezelim Artık (E Bir De Yemek Yiyelim Tabi)
Bir şehri en iyi yürüyerek gezersin demişler. Ben şehirlerdeki ara detaylara bayılıyorum. Gerçekten de ne kadar çok yürürseniz o kadar çok detay görüyorsunuz.
Wynwood Walls: Zak’ın mekanı eskiden getto olup şimdi popüler olan bölgelerden biri olan Wynwood’da. Bu yüzden Zak’te kahvaltınızı ettikten sonra buralarda uzun uzun yürüyüp, butiklere bakınıp, lezzetli kahveler içip, yediklerinizi yakalayabilirsiniz.
Kahve için favorim Panther Coffee. Hem oturma alanı hem kahvesi çok güzel. Dışarıda ağaçlar altında oturup gelen geçenleri izleyebiliyorsunuz.

Kahve içip enerji depoladığımıza göre hareket etmeye başlayabiliriz.
Wynwood’un asıl esprisi Wynwood Walls, yani sokak sanat eserleri olan boyalı duvarlar.

Eskiden Porto Riko’luların yaşadığı bu bölgenin geliştirilmesi ile birlikte dünyanın farklı yerlerinde 30 grafitti sanatçısı buraya getirilip binaları renklendirmişler. Wynwood şu sıralar Miami’nin en hipster yerlerinden biri (Istanbul’daki Karaköy gibi).

Duvarlar arasında yürüyüp sanat eserlerine baktıktan sonra oradan Wynwood’un diğer bölümü olan Design District’te mağazalara bakabilirsiniz. Bu arada karnınız birazcık acıkmış olabilir. Neyse ki Amerika’da her köşe başında bir Juice’cu, frozen yogurt’çu, Smoothie’ci var. Türkiye’de de hızla popüler olmaya başladı şükür.
Renkli duvarların arasında, yemyeşil bir geçitten yemyeşil bir mağazaya giriyorsunuz. Burası ünlü bir Juice Mağazası. Salatalar, meyve sebze suları ve daha nicesi.

Jugofresh’in juice’leri çok lezzetli ama asıl yıldızı acai bowl’u.

Aman Allah’ım bu nasıl bir lezzet böyle. İnanılmaz doydum ve bir daha asla acıkacağımı düşünmüyorum.
Derken akşama doğru doğal olarak acıktım. 🙂 Ama bu yediğim şey beni – o kadar yürümeme rağmen – 6 saat tok tuttu. Acilen Türkiye’ye de gelmeli.
Wynwood’da yürümeye devam ederken bir de böyle bir pasaja giriyorsunuz. Pasajın içi ayrı, içindeki butikler ayrı sempatik. Burada da çok güzel bir kahveci var. Mister Block Cafe. Denemenizi öneririm.
Ocean Drive: Ve işte Miami’nin en ünlü yeri. Buraya gelince “eee ben burayı zaten biliyorum” diyorsunuz. O kadar çok film ve dizi bu caddede geçiyor ki… Hele bir de “Vice City” oynamışsanız avucunuzun içi gibi bilirsiniz buraları.

Burada Miami Art Deco müzesi var. Tipik 90’ların ikonik Miami tasarımlarını görmek için eğlenceli bir müze.
Yol boyu restoranlar ve kafeler var. Akşam müziğin sesi iyice yükseliyor buralarda.
Buranın hemen arka sokağında Insomnia Cookie diye hayatımda yediğim (daha doğrusu tadına baktığım) en güzel ikinci kurabiyeyi yedim. Tarifi imkansız. Giderseniz mutlaka yemelisiniz.
Perez Art Museum Miami: Yapabileceğiniz sanat, yürüyüş, manzara ve lezzet dolu bir diğer aktivite ise Perez Art Museum Miami’ye (PAMM) gitmek. Bu modern sanat müzesinin içi de dışı da ayrı birer sanat eseri. Müzenin manzarası ve binanın mimarisi müzenin içindekilerden daha fazla ziyaretçi çekiyor diyebiliriz. Gerçekten görmeye hatta karşısında uzun uzun durmaya değer.
Müzenin içinde bulunan Verde Restaurant’ta bir ömür geçer. Buranın brunch menüsü çok güzel; pizzalarla ve makarnalarla birlikte sağlıklı yemek seçenekleri de çok geniş.

Oturup kahve içtiğim banktan küçük bir kesit.
Lincoln Road: “Shopping is my cardio” demiş bir büyüğümüz. Lincoln‘de açık havada alışveriş yaparken bol bol yürümüş olabilirsiniz. Ocean Drive’a kadar inen bu yol karşılıklı mağazalarla dolu. Açık havada alışveriş yapmayı, arada tatlı kafelerde mola vermeyi seviyorsanız burası sizin yeriniz.

Ben de renkli camlarıyla farklı bir tasarımı olan Lincoln Mall’un karşısındaki Nespresso Cafe’de lezzetli badem sütünden bir latte içtim.
Juvia Roof Top: Eşsiz manzara karşısında yemek yiyip, şarabınızı içebilirsiniz. Burası gündüz ayrı, akşam ayrı güzel. Ben öğlen gittiğimde o kadar beğendim ki akşam tekrar gittim.

Dirt: Adı Pis olan bir temiz yemek yani sağlıklı yemek restaurant’ı enteresan. Bol bol lezzetli sebzeler, ızgaralar ve adını henüz hiç duymadığın ürünlerle yapılan lezzetli yemekler var. Amerikalılar bu sağlıklı ve lezzetli yemek işini çözmüş be arkadaş. Obez mobez kalmaz bir 10 seneye. (Lincoln Road’a yakın)

Ice Box: Yine Lincoln Road’a çok yakın olan Icebox favorim yine lezzet ve sağlık nasıl birleşir gösteriyor.


Wynwood’da ki Panther coffee’nin burada da bir şubesi var. Bence gelmişken bir kahve içilebilir.
Soho Bay: Burası Japon Mutfağı sunuyor. Miso soslu brüksel lahanası bayağı ünlü. Manzarasını anlatmak imkansız. Bu sayede alkolümü hafif bir yemekle dengelemiş de oldum 😉
Mandarin Hotel: Otelin barı mükemmel manzara karşısında bir şeyler içmek isteyenler için mükemmel.
Obba Sushi: Hep derdim ah şu suşi çok güzel şey ama bir de pirinci olmasa. Evren beni duydu karşıma pirinçsiz sushi’yi çıkardı. Çok mutluyum.

Amerika’nın günümüze kazandırdığı en kötü 2 şey bir Fast Food iki Kardashian’lar. Ee, bu kadar gün kalıp da biraz kaçamak yapmadan dönmek olmazdı.
Versailles Restaurant: Burası dünyanın en ünlü Küba restoranıymış. Böyle lezzetli bir yemek beklemiyordum, kendimizden geçtik.
En ünlü yemekler, çoğunlukla Meksika fasulyesinin eşlik ettiği bol sarımsaklı etlerden oluşuyor. Enteresan olan ise hem yemeğin yanında hem de başlangıç olarak verilen kızartılmış muzları. İnanılmaz lezzetli. Ben de evde film keyfinin yanına cips yerine bunları deneyeceğim.

YardBird: Güzel kızarmış tavuğu Kentucky’de ararken Miami’de buldum. Kusura bakma KFC! Normalde kızarmış yemek yemiyorum ama buranın methini o kadar duydum ki denemezsem olmaz dedim. Gerçekten parmaklarımı yedim. Cidden kanatları yerken heyecandan parmaklarımı falan ısırdım arada.
İngiliz tarzı “biscuit” ile servis ettikleri mini sandviçler şahane. Bir de yan yemek olarak kızarmış karpuz veriyorlar. Tavuğun yanında ilginç derecede güzel oluyor.
Five Guys: Sakin olun. Burgersiz Amerika olmaz. Lincoln Road’da bulunan Five Guys tam bir Amerikan Burger’i. Burgerciler hemen koşun.
Pazartesi sabahı ise döndüğümde Peter’ine kavuşmuş Heidi gibiydim. Havası manzarası, suyu her şeyi beni yumuşattı, masaj etkisi yarattı. Yokluğumda gelen 1800 mail bile canımı sıkmadı. Hemencecik 3 günlük detoks siparişimi de verdim. Çok ucunu kaçırmamış olsam da hem iyi beslenme düzenime dönmek, hem elbette tatilde alınan kiloları vermek hem de uçak şişkinliği ve jetlag’den kurtulmak için tatil dönüşü detoksumu yapmadan olmaz.
Siz de işten güçten bunaldıysanız, güneş görelim, yeşillik görelim içimiz açılsın diyorsanız Miami’ye gidin derim.
Sen de sanki Üsküdar’dan Beşiktaş’a gidiyorsun, kolay mı öyle Miami’ye hop diye gitmek diyorsanız müjde. THY artık Miami’ye direkt uçuş sunuyor. Amerika’nın diğer bir çok büyük şehrine de sunmaya başladığı bu kolaylığı bir de sık sık uçak bilet kampanyaları ile ballandırıyor. Böyle bir düşünceniz varsa Miami uçak biletlerini takip etmenizi öneririm.
https://blog.bavul.com/miami-gezilecek-yerler-fit-yasam/
Comments
Post a Comment